9 Eylül 2013 Pazartesi

Tahammül Edememe Sendromu

      
            Tükenmeye ramak kala, infilak etmekte olan bünyelerde azmeden şahsına münhasır yeni bir sendrom : "Tahammül edememe sendromu." Nedeni, niçini yok. Tahammül edememe var. Farklıya, benzemeyene, değişik düşünene,  farklı tercihleri olanlara, istekleri dışında hareket edenlere...

           Ne ara saygımızı kaybettik ve ne ara saldırgan olduk bilmiyorum. Herkeste bir kızgınlık; bakkal, manav, kasiyer, avukat, doktor, dışardaki içerdeki... 

            Tabi bende de... Çok konuşana, boş konuşana, konuşamayana, mıy mıya, yolda abuk sabuk bakana, mora, kırılmış tırnağa, kitap okumayana, müzikten anlamayana, sallayıp savurana, yandaşa, yalakaya, sağa/sola, gürültüye, sessizliğe, yağdı yağacak gibi durup yağmayan havaya, köpüksüz kahveye, soğumuş çaya, sossuz makarnaya, kıvrılmış kitap sayfasına, kaybolan küpeme, geri gelmeyenlere, çabuk gidenlere, gitmek bilmeyenlere, kırılan ayakkabı topuğuna...

          Alice gibi bir tavşanın peşine girdiğim delikten yuvarlanıp, o ilacı içip bambaşka bir dünyaya kavuşsam...  pembe bulutlar, şekerden evler.. Yani o kadarında da gözüm yok aslında. Zaten polyanna gibi dolanmalarada gelemem. Kötü de olsun, iyi de. Ayarında. 

         Ne çok yakın olayım mesela, ne de çok uzak. Kararsız kaldığımda, seçim yapamadığımda su aksın yolunu bulsun. Sabahları hiç erken kalkmayayım ama gün de çabuk bitmesin. Her gün koşayım mesela, ama hiç yorulmayayım. Budist olayım manastıra kapanayım, sırtımda çantam sonsuzu arayayım.. Hiç konuşmadan anlaşabileyim, konuşayım ve hiç susmayayım.  Aynı anda faklı bir sürü yerde olabileyim. Mesela yeşil bir alan olsun, bir ev... Ağaçtan... Bunaldığımda kaçıp gideyim. Ama her dönmek istediğimde de hava kararmadan dönebileyim.. 

         Mümkün olmaz mı?

     
      
        

6 yorum:

  1. Ayy sanırım bende de var o sendromdan hele hele boş insanlara asla tahammül edemiyorum, şey bide sen yine de budist olma :')

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Tahammül etmeyip kapıyı göstermekte en iyisi :)) Zaten dünyevi şeylerden soyutlanmak benim için çok ütopik, neyse ki gelip giden düşüncelerimden :)

      Sil
  2. çok şizofrenik ve çok sosyal içerikli bir yazı olmuş, okurken duygularıma hakim olamayıp ağlamaya başladım. (bu yazıdan hoşlandığım manası taşır.)ben ağlayınca kedim miyavlamaya, köpeğim havlamaya, muhabbet kuşum muhabbet etmeye, civcivim cik ciklemeye, sivri sineğim de vızıldamaya başladı. ağla ağla önünü alamadık. klavye bozuldu.neyse, şimdi iyiyim. okurken beyazıt öztürk'ün canlandırdığı bir karakter vardı, bardak altı gözlük takan bir psikopat. üsmen aga'ya takık hani. -bardak altı gözlük takan vosvos- geldi bardak altı gözlük takılmasına gerek olmayan gözlerimin önüne. bu beni güldürmedi. vızıltı deyince aklıma da bir şeyler geldi, Can Dündar'dan alıntı;
    "Geçenlerde Deniz Gökçe Yeni Yüzyıl'da, o güzelim Alis Harikalar Diyarında masalının gerçek hikayesini yazdı Meğer kitabın yazarı aslında 19 yüzyılda yaşamış bir İngiliz matematikçisiymiş Küçük kızlara ilgi duyan bir sapıkmış Çalıştığı üniversitenin dekanının küçük kızına tutulmuş ve onu üniversitenin gölünde sandal gezilerine çıkararak hikayeler anlatmaya başlamış İşte Alis'in Harikalar Diyarındaki masalları bu hikayelerden çıkmış
    İşin sonu daha da korkunç: Alis, yaşı ilerleyip genç kız olunca, bizim profesörün sapıklığının farkına varmış ve intihar etmiş
    Şimdi çocuklarımıza ballandırarak anlattığımız masal, işte böyle bir tarihçeye dayanıyormuş" aklım bulandı. kırmızı başlıklı kız'a ya da uyuyan prenses'e hiç girmiyorum bile. zaten, insanların eşit olmadığını, yedi cüce adamla yaşadığı halde biriyle bile bir şey yaşamayan pamuk prenses'ten öğrendik. cüce bir insansanız hiç öyle eğilimleriniz olamaz falan. yani işte demem o ki özetle;
    lütfen vosvosunuzdan böyle ütopik şeyler çıkarmayın, ya da çıkarın da okuyalım. aman ne biliyim ben.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Sunay Akın'ın da Alis Harikalar Diyarında" masalıyla ilgili buna benzer söylemleri vardı.. Yazarın yediği Magic Mushroomların kafasıyla bu tarz halisülasyonlar gördüğü ve aslında romanı bu hikayelerden oluşturduğu söyleniyor ki bence de muhtemel =) Ama benim için hala bir masal, inanmak istediğim gibi :)
      Zaten eşitlik olması beklemek çok zor; güzel güzelle olmalı, kötü cezasını bulmalı, iyi ödüllendirilmeli, yalan söyleyenin başına çorap örülmeli.. Gerçek dünyadan uzak, kandırmacalar.. Bizde kanmayı seviyoruz sanırım :)

      Sil
  3. Ne güzel yazmışsın. Ama ben tahammül edemeyip bunu da vır vır sürekli belirtenlere sinirleniyorum. Ben de msela sen de bir şeyi sevmiyor olabilirim ama farklılık veya zevk-renk tartışılmaz diye söylemiyorum bazıları hemen anında yapıştırıyor. Tahammül olmayınca ne kabulleniş ne saygı ne ilişki oluyor, sonra da başlıyoruz kavgaya.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Çok haklısın, sınırlarımızı bilmiyoruz, daha doğrusu bilmiyorlar. Birazcık dinlesek, onaylamasak bile anlamaya çalışsak; anlamasak bile itiraz etmesek "saygı" duymayı öğrenebilsek.. Ne kavga kalır ne de gürültü.

      Sil