7 Aralık 2016 Çarşamba

YOLO Dünyası için Geri Sayım Başladı!

haydar-colakoglu-yolo-uygulama


Ulaşımda En Pratik Yol O!  sloganı ile yola çıkan ve Uber’in karşılaştığı en güçlü rakip olan girişim YOLO için geri sayım başladı. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de yoğun ilgi gören şehir içi, konfor ve kaliteyi birleştiren yolculuklar sağlayan platformlara bir yenisi daha ekleniyor. Kısa süre içinde hayatımızda farklı bir yer edinmeyi hedefleyen girişimin adı YOLO.

YOLO, şehir içinde lüks segment araçlar ile şehir içi VIP taşımacılık hizmeti veren ve sektöre çok iddialı girerek diğer rakiplerine nazaran çok farklı iş modeli ve kazanç vaat eden bir mobil uygulama. Dünyada Uber modeli olarak bilinen mobil uygulamanın Türkiye versiyonu olarak planlanmış olan YOLO, uzun süren Ar-Ge çalışmaları sonucunda ortaya çıkmış.

YOLO’yu dünyadaki benzerlerinden farklı kılan en önemli özellik TR’de hukuksal altyapısının sağlamlığı ve farklı kazanç modelleri. YOLO, hem kullanıcılara, hem de iş ortaklarına sağladığı yeni nesil bir iş modeli ile kısa sürede yola çıkıyor.

haydar-colakoglu


YOLO, TEB Holding ve Çolakoğlu Grup Yönetim Kurulu Üyesi Haydar ÇOLAKOĞLU başkanlığındaki güçlü yatırımcı ve yönetim kadrosu ile de dikkat çekiyor. Yönetim kademesindeki 12 kişilik tecrübeli ekibin, 1 yıl süren çalışmaları sonucu ortaya çıkardıkları YOLO, şehir hayatına yeni bir soluk getirmeyi planlıyor.

haydar-colakoglu-gorsel


haydar-colakoglu


haydar-colakoglu-teb


Ulaşımdaki zorlukları keyif ve konfor ile çok uygun koşullarda sunmayı hedefleyen ekip adına konuşan YOLO Yönetim Kurulu Başkanı Haydar ÇOLAKOĞLU şunları söyledi;

“Günümüzde temel ihtiyaçlarımızdan biri olan şehir içi konforlu seyahatin hızlı, güvenli ve ucuz olarak sağlanabilmesi başlangıç noktamızdı. Bununla birlikte, kayıt dışı kalan birçok seyahatin kayıt altına alınarak vergilendirilmesi, sektörde hukuksal altyapının sağlamlaştırılması yeni düzende yeni normallere alışan bizler için çok önemli. İşlerimize teknolojiyi en verimli şekilde entegre etmek hem kullanıcılarımıza hem de iş ortaklarımıza yüksek kazanç sağlayacaktır.

YOLO yüzde yüz yerli yapım bir uygulamadır. Amaçlarımızdan biriside bu iş modelini hızlı bir şekilde ülke dışında da kullanılan bir marka yapmaktır. YOLO’nun temel felsefesi bundan ibarettir.

Kendi kurucularımızın sağladıkları desteklerin yanında, henüz başlangıç aşamasında iken Los Angeles merkezli bir yatırım şirketinden 16 milyon dolar değerleme ile bir kısım yatırım aldık. Kendileri ile yaptığımız çalışmalar sonucunda da “you only live once” baş harflerinden oluşan YOLO isminde karar kıldık. Bunun yanısıra Los Angeles, San Francisco, Londra ve Zürih merkezli yatırımcı grupları ile de görüşmelerimiz devam etmekte. Bu güç birliği platformu ile hem UBER gibi bir dünya devine rakip olacak, hem de Türkiye’den bir dünya markası çıkartabilmek için çalışacağız.



Başlangıç gününde 300’ün üzerinde araç ile hizmet verecek olan YOLO ile kullanıcılar, tek tuş ile araç çağırabilecek, ulaşım ücretlerini kredi kartları ile ödeyebilecekler. Araçta unuttukları herhangi bir eşyanın güvende olduğunu bilecekler. Yıl sonu hedefimizde 1000’i aşkın araçla hizmet vermek var.

Bu uygulamaların yanısıra yolcularımızı çok özel kampanyalardan da faydalandıracağız. Farklılıklarımız, ilk günden bu ayrıcalıklar ile görülecek. Kasim ayında acilacak beta surumu ile İstanbul`un bazi seckin mekanlarinda yapilacak test surusleri ile hizmete baslayacak olan uygulama üzerinden özellikle tanıtım günlerimizde kayıt yaptıran yolcularımıza 15 Aralık - 4 Ocak tarihleri arasında ücretsiz ulaşım hakları, çeşitli promosyonlar sağlayacağız. Açılışa özel bu kampanya gibi birçok büyük kurumdan da kampanya desteği alan YOLO ile yolculuklarınızın standartları değişecek. YOLO’yu hepinize tavsiye ediyorum. YOLO dünyasına hoş geldiniz.”

GooglePlay ve AppStore dan indireceğiniz uygulama sayesinde YOLO dünyasında siz de yerinizi alın. Detaylı bilgi ve iletişim için www.yolo.com.tr adresinden YOLO’ ya ulaşabilir @yolo_turkiye Instagram adresinden de takip edebilirsiniz.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

24 Eylül 2016 Cumartesi

Okumaktan Keyif Aldığım Bloglar #2

         Blog okumayı da yazmayı da seviyorum. Her ne kadar anlık paylaşımların moda olduğu ve uzunca yazılan yazıları okumaktan ya da yazmaktan sıkılan büyük bir kitleyi kaybetmiş olsak da duygularını düşüncelerini yazan bir çok kişiyi severek takip edenler de az değil hani... Bu bağlamda blogunu benimseyen; düşüncelerini, duygularını aynı azim ve emekle paylaşan ve benim de okumaktan keyif aldığım bu blogları paylaşmak istedim. Bir çoğunu bildiğinize eminim, bilmedikleriniz varsa da en azından ilginiz doğrultusunda keşfetmiş olursunuz. Aaa bak bunu da seversin dediğiniz ne varsa yorum olarak bırakın ki bende yeni bloglar keşfede bileyim. Bir önce ki blog paylaşımımı merak edenler varsa da buraya alabilirim. Şimdi çayı kahveyi hazırladıysanız başlıyoruz :)

Cem Karakuş : Adam geziyor, eğleniyor, yiyor, içiyor ve paylaşıyor.. Hem de oldukça gerçekçi ve dürüstçe... İlişkiler, yaşam, sosyal medya gibi bir çok konuda bilgi edinebileceğiniz bu siteye bilmiyorsanız bir göz atın derim.

- Gaia Dergi : Kendi deyimleri ile "ırkçılığa, cinsiyet ayrımcılığına, türcülüğe ve betonlaşmaya karşı, doğadan ve doğaldan olan yaşamı savunan alternatif bir platform."

- Günün Çorbası : Bütün samimiyetiyle okuduklarını, hissettiklerini bulabileceğeniz pek tatlı bir blog.

- Tadında Seyahat : Yakınlarda bir gezi planınız varsa ya da benim gibi başka kültürleri, mekanları okumaktan, görmekten keyif alıyorsanız pek seveceğiniz bir blog.

- Bimekanbikonsept : Birbirinden güzel mekanları keşfeden, menüleri, lezzetleri özellikleri ile ilgili detaylı bilgi veren bir blog. Özellikle İzmir'de iseniz çok seveceğinize eminim.

23 Eylül 2016 Cuma

Permakültür Yaşam, Alişler Yurdu

   

      Çok güzel bir yere götüreceğim sizi.. Aslında pek bilinmesini istemiyorum zira herkesin keşfedip dolup taştığı ve ticari işletme kişiliğini daha bir benimseyen yerlerden artık gına geldi.. Ama düşünceli ruhum da anlatmazsan olmaz diyor :)

       
     Gideceğimiz yer Armutlu'da... İstanbul'da yaşayanlar için BUDO veya İDO ile ulaşım oldukça kolay. İstediğiniz yerden ve istediğiniz zamana göre seferleri linklerden inceleyebilirsiniz.  Yalova ve Bursa'dan gelecekler içinse yine terminalden minibüs seferleri mevcut. Sonrasında minübüs ile Gemlik'e gidermiş gibi ilerleyip Armutlu'ya hoşgeldiniz tabelası önünde inip yaklaşık bir 500 metre yürüyüp bu güzel yere ulaşabilirsiniz. Mudanya - Armutlu üzerinden de BUDO kullanıp gelebilirsiniz. Bu güzergahı tercih edenler için deniz otobüsünün 5 TL, minibüslerin ise 15 TL olduğunu belirtmek isterim.



      Ulaşım işini hallettiğimize göre, neresi burası ne yapacağız diyorsanız; burası permakültür yaşam felsefesine göre kurulmuş şahane bir çiftlik. 



       "Permakültür, doğal sistemleri örnek alan bir tasarım bilimidir. Doğaya aykırı olmak yerine onunla birlikte çalışma, düşüncesizce hareket etmek yerine uzun süreli, özenli gözlem yapma, tek bir ürünün peşinde koşmaktansa sistemlerin tüm işlevlerini görme ve kendi evrimine izin verme felsefesidir." 

       Alişler yurdu tamda bu felsefeyi baz alan, tamamen doğa ile iç içe bulunabileceğiniz; yaşam alanları bile insan sağlığına uygun kubbe veya yuvarlağa yakın şekilde düzenlenmiş bir alan. Zaman zaman yurtta dans, felsefe, sema, doğal tarım, geleneksel el sanatları ruhu doyuran ve dinlendiren etkinlikler, eğitimlerde düzenleniyor bu yüzden takip etmekte yarar var. Birbirinden şahane tasarımlara sahip 2, 4 kişilik bungolavlarda kalabilirsiniz. özellikle her bir bungalovun konumu, dekoru birbirinden ayrı ve orjinal. Yurdun kapasitesi sınırlı ancak kendi çadırınızla da kamp yapabilme imkanınız var. Sırf o atmosferi tatmak için gidip görülesi bir yer burası... Ayrıca konumundan dolayı güneşin batışı ve doğuşunu izlemek için ideal bir yer, çekilen fotoğraflar ise efsane!!


     
     Alişler yurdunun sakinleri arasında at, eşşek, keçiler, ördekler gibi birbirinden güzel dostlarımızda yer alıyor. Öyle ki sabah kahvaltınız da özgürce dolanan Taytoy ve Kadife size eşlik edebilir.


 Taytoy

Kadife

       Bu şahane çiftlikte konaklama fiyatları ise sizin tercihlerinize göre değişiyor. Kişi başı kahvaltı dahil 50tl - 100 tl arasında konaklama yapabilirsiniz. Ancak etkinlik sürecinde fiyatlar değişiyor. Akşam yemeklerini dilerseniz kendiniz pişirip yapabileceğiniz gibi orada da yeme seçeneğine sahipsiniz. Detaylı bilgi almak için şurdaki ve burdaki iletişim numaralarından faydalanabilirsiniz.

        

10 Eylül 2016 Cumartesi

Kırmızı Defter - Paul Auster


    En sevdiğim yazarlar arasında ilk sıralarda yer alan Paul Auster'ın bu kitabı hatıralar, notlar niteliğinde kaleme alınmış bir kitap. Kendi hayatından, çevresindeki insanların hikayelerinden oluşan bir dizi öyküden oluşuyor. Öyle ki kitaplarını okuduysanız esin kaynaklarını çok rahat çözümleyebiliyorsunuz. Sanırım bu kitaba dair en sevdiğim nokta buydu. New York Üçlemesi'ni okuduysanız, kitabın ortaya çıkış sürecini bu kitap içerisinde öğrenmiş olacaksınız.
    
      Birbirinden bağımsız gibi görünen öyküler ve içinde yer alan tesadüfler öyle bir yerde öyle bir noktaya bağlanıyor ki, şaşırmamak elde değil. Üstelik yazar bunu hissettirmeden çok güzel bir şekilde kurgulamış. Toplamda 80 sayfa bu kitabı elinize aldığınızda bırakamıyor nasıl zamanın geçtiğini anlamıyorsunuz.

        Tesadüfler mi yönlendiriyor hayatı ya da biz mi tesadüfleri anlamlandırıyoruz bilmiyorum ama bu kitap bana kendi hayatımda ki anlamsız tesadüfleri düşündürttü... Siz ne dersiniz, bu küçük işaretleri ciddiye almalı mı?

9 Eylül 2016 Cuma

Eylül Şarkıları #2

    Benim için yaz ağustos, eylül ayında başlıyor. Nedense sezonun en yoğun olduğu haziran ortası ve temmuz aylarını pek sevemiyorum. Her yer kalabalık, her köşede bir foto çekinme telaşı... Ama eylül öyle mi.. Çirkin kalabalık gitmiş, bulunduğunuz yer tamamiyle size kalmış oluyor. Sessiz sakin denizi, rüzgarı dinliyorsunuz. İşte tam bu noktada müziklerimiz hazır...

Evgeny Grinko - Noir

Mark Eliyahu - Journey

Lena Kaufman feat Ada - Night shining of crystals

Tango with Lions ~ In a Bar



20 Ağustos 2016 Cumartesi

Halil Cibran - Meczup

       Şu son günlerde yapılacak en güzel eylem hiç bir şey yokmuşçasına okumak... Ben de bundan mütevellit kitaplara sarıldım galiba, bunca zamandır okuyamadıklarımın acısını çıkarıyorum...

Hafif, derin, sürükleyici... Halil Cibran kitabında hakikatin peşinde olan, tüm yalandan arınıp kendi benliğini bulan bu süreçte de giderek yalnızlaşan bir "meczup"tan bahsetmekte. Kitap kısa kısa farklı görünen ama özünde aynı şeyleri aktaran hikayelerden oluşmakta. Bu yüzden okunması oldukça kolay. Karışık ve anlaşılmaz gibi görünse de esasında özü hep aynı, yalnız ama giderek özgürleşen bir adam... 

Ben Halil Cibran'ın kalemini sevdim, diğer kitaplarını da en kısa zamanda edinip okuyacağım. Peki sizin en sevdiğiniz Halil Cibran kitabı hangisi?

6 Ağustos 2016 Cumartesi

Elif Şafak - Havva'nın Üç Kızı


Böyledir işte, asırlardan bu yana... Sen misin fazla konuşan, had hudut tanımayan, adaletsizliğe başkaldıran, evvela dilin gider bu topraklarda. Yitirirsin kelimeleri, etinden et çekilmiş gibi cımbızla.

     Havva'nın Üç Kızı... İddialı, beklentiyi arttıran bir isim! Ne senaryolar, ne hikayeler çağrıştırıyor değil mi? Benim için öyleydi en azından. Başarılı pr çalışmalarının sonucu kitaba olan merakım ve ilgim giderek büyüdü ve toplu siparişimin içerisinde bu kitapta yerini buldu.

      Aslında ilgi çekici bir hikaye olabilecekken fazla zorlama ve sipariş üzerine yazılmış gibi geldi kitap bana nedense... Her şey vardı. Birbirinden kopuk bir aile; baba solcu, abi marksist, küçük abi faşist, anne tarikat müridi... Bir de esas kızımız var Peri nam-ı diğer müterreddit!! 

      Peri, canım benim bu kadar karışık politik görüş içerisinde kendine yer bulamamakla birlikte hep çelişkiler içerisinde kalmış bir kızımız. Ama içten içe de inançsız babasına ve büyük abisine yakınlık duyuyor. Buna karşın tam olarak da dini red edemiyor. Annesi neredeyse feraceler içerisinde gezerken babası her akşam rakılarla kafasını dağıtıyor. Anne odada hoca efendisinin kitaplarını okurken, baba içer de zaman zaman arkadaşlarıyla bazen de tek başına ülkeyi kurtarıyor. Aslında belki de her ev içerisinde olabilecek çelişkiler silsilesi o kadar uç ve o kadar belirgin bir şekilde verilmiş ki zorlama gibi hissettiriyor.

      Ne tam bir dindar ne de inançsız. Aile çok zengin değil ama çok fakir de değil.. Aslına bakarsanız İstanbul'un sıradan bir semtinde orta halli bir aile portresi çizilmesine karşın zaman zaman durumlarının kötü olduğu da vurgulanmış. Buna rağmen aydın babanın hedefleri, açık görüşlülüğü ve tabi ki tatliş kızımız Peri'nin çalışkanlığı sayesinde Oxford'u kazanıyor, bir arsa satılıyor ve kızımız okumaya yurt dışına gidiyor. Kitap boyunca okul masraflarını karşılayacak bütçeye sahip bir aile miydi değil miydi bunu düşündüm anlamsız bir şekilde... 

       Kızımızın okulu kazanması ile birlikte bambaşka bir çevresi oluyor, karmaşalarını geride bıraktığını zannederken daha büyük karmaşalar içerisinde buluyor kendini...

         Oxford'ta daha ilk günden Şirin ile yakınlık kurar Peri. Şirin oldukça rahat, İran'ın baskıcı rejiminden kaçmış bir Müslüman ailenin kızıdır ancak oldukça nettir. İnançsız ve kural tanımaz tam bir günahkardır. (!) Günahkar olarak nitelendirirken sevgili Shafak neyi kast etti bilemiyoruz tabi ki ya da biliyoruz ancak bu nitelendirmeyi oldukça rahatsız buldum. Diğer kankamız ise Mona, tam bir Müslüman; dinin bütün gereklerini yerine getiren başı kapalı aynı zamanda da feminist bir kadın. Münkir ve Mümin'i de buldu yani... 

          Bu 3 farklı kafada ki kadını birleştiren tek ortak nokta ise Tanrı Felsefesi dersi veren Profesör Azur! Muhteşem düşünceleri, entellektüel birikimi ile kendine hayran bırakan bir adam. Hikaye Azur'un dersleri etrafında dönmeye devam ediyor ancak karakterler de özellikle Mona'da fazla detaya girilmemiş. Sürekli münkir ve mümin arasında bir çatışma var ki diyaloglar o kadar zorlama ki, sanki kenara not edilmiş şunları da bir gün bir yerde serpiştireyimler ile dolmuş taşmış.

        Sadece bunlarda değil öyle eleştirel ve dolu dolu bir kitap yazmış ki Shafak; modernleşme, dindarlık, oportünizm, çarpık kentleşme, betonlaşma, bekaret, aile sırları gibi konulara da yer yer değinmeden edememiş. 

        Tüm bunlara rağmen kitap oldukça havada bitiyor, yani hikaye kurulmuş geliştirilmiş ama net bir son yazılamamış gibi. Ayrıca Peri'nin Oxford sonrası hayatı ile ilgili hiç bir ip ucu yok. 14 yıl geçmiş, karakterimiz zengin kocayı bulup köşeyi dönmüş ama bu yaşadığı korkunç olaylar sonrasında nasıl doğrulmuş bu kısımlar oldukça boş...

        Baba ve Piç'i, Bit Palas'ı severek okuyan ben açıkçası bu kitapta aradığım hiç bir şeyi bulamadım. Ayşe Arman her zaman ki gibi sevgili Elif Hanım'ın kitabını baş yapıt olarak değerlendirirken (buradan okuyabilirsiniz) Nihat Genç'in kitapla ve Elif Shafak ile ilgili yorumları bir hayli çarpıcı okumak isteyenler buraya tıklayabilir. Ahmet Hakan da boş durmamış ve yazmış, okumak isteyenler için o da şurada dursun. Velhasıl ben bu kitabı pek sevmedim. Siz okuduysanız nasıl buldunuz merak içerisindeyim, neleri sevdiniz? Ya da neden sevmediniz?

5 Ağustos 2016 Cuma

Ağustos Şarkıları #2

     Yaz aylarının son durağı.. Benim gibi henüz tatilini yapamamış, zorlu sıcaklıkları atlatmanın türlü yollarını aramış bünyeler için Ağustos ayı deniz ayı! Biz de artık soğuk meşrubatlarımız denizin, kumun, güneşin tadını çıkarabiliriz. Yaşasın! Happy hourlar bana gelmez ben takarım kulaklığımı, çalarım müziğimi diyenlere özel yaz şarkılarını paylaşıyorum. 

Blue sky - cazzette

Jonas Blue - Fast Car

Mahmut Orhan Ft. Sena Sener - Feel

25 Temmuz 2016 Pazartesi

Thomas Mann - Değişen Kafalar


Thomas Mann, insan ruhunun inceliklerini, eksiklerini, zaaflarını ele aldığı bu romanında aslında bir Hint efsanesini daha da derinleştirerek sizi hikayenin içerisine çekiyor.

Farklı kast sistemlerine mahsup iki karakterin dostluğu üzerinden; bedenleri, zihinleri, değişimleri sorguluyor. Kafa karıştırıyor, düşündürüyor ve sorgulatıyor.

Brahman soyundan gelen ve bir tüccarın oğlu olan Şridman ve demircilik yapıp inek güden Nanda'nın hikayesi. Şridman akıllı, derin düşüncelere sahip bir karakter iken Nanda atletik vücudu, güçlü kolları ile dikkat çekmektedir. Birlikte çıktıkları bir gezinti sırasında nehir kenarında yüzen Sita'yı görürler. Şridman gördüğü kadının güzelliği, narinliği karşısında oldukça etkilenir ve ona sahip olabilmek ister. Arkadaşı Nanda'nın aracılığı ile Sita'nın ailesi ile görüşür ve evlenir. 

Ancak bu yeterli olmayacaktır. Ruh ve beden arasındaki çelişki, insanın bitmeyen istekleri; beklentileri güzel Sita ile ilişkisi... Yaşadığı herşey Şridman'ın kafasını karıştırır. 

Bundan sonra olağan üstü olaylar gerçekleşir. Yazar bütün bunları o kadar güzel bir kurguyla anlatmış ki verilmek istenen mesaj, hikayenin gidişatı sizi hemen içine çekiyor. Bir yaz gününde kolayca okuyabileceğiniz, oldukça etkileyici bir roman.


22 Temmuz 2016 Cuma

Seray Şahiner - Antabus


"Ben, Leyla Taşçı. Bir kamyonetin arkasında tanıştım İstanbulla. Derme çatma bir evde yaşadım, küçük yaşta çalışmaya başladım. Evlat oldum, kardeş oldum, eş oldum, anne oldum. Kendimden başka her şey oldum. Ben, gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde denk geldiğiniz binlerce kadından biriyim... 'hayatımı yazsam roman olur' derler ya, öyle .. Valla..."

  Kitap alışverişim içerisinde özellikle sipariş verirken en çok merak ettiğim kitap Antabus'tu. Sıradan bir kadının, Leyla'nın hayatına konuk oluyorsunuz bu kitapta. O kadar sarsıcı, o kadar gerçek ve o kadar çok rastladığımız bir hikaye ki... Bunun bilinci ile sinir oluyor, lanet ediyor ama yine de elinizden bırakamıyorsunuz.

İstanbul'a göç eden ve tek gayesi ev almak; gelirini arttırmak olan bir evin kızı Leyla. Evin temellerine katkısı olsun diye konfeksiyona veriliyor ve küçük yaşına rağmen iş hayatıyla, sağlıksız çalışma koşullarıyla, aşkla, şiddetle tanışıyor. İçinde bulunduğu durumdan kurtulabilmek için kendince yöntemler üreten bir kadın... Dedim ya bildiğiniz bir hikaye ya da tahmin edebildiğiniz...

Yazar iki farklı alternatif ile Leyla'nın hayatını gözler önüne seriyor. Dili, vurguları o kadar kuvvetli ki karşınızdaymış gibi hissediyorsunuz. Bu bağlamda okuması oldukça kolay ve sürükleyici bir kitap. 

Seray Şahiner'in bu kitabı, tiyatro oyunu olarak Erdal Beşikçioğlu'nun genel sanat yönetmenliği ile Nihal Yalçın tarafından sahneleniyormuş. Bu performansı ile Nihal Yalçın 20. Afife Tiyatro ödüllerinde yılın en başarılı kadın oyuncusu seçilmiş. İzleyebilmiş olmayı isterdim, işte İstanbul'da olmamanın kötü tarafı sanırım bu da... Oyunu izleyen varsa yorumlarınızı merak ediyorum.





20 Temmuz 2016 Çarşamba

Murathan Mungan - Mahmud İle Yezida

              Mahmud ile Yezida Murathan Mungan'ın yayımlanan ilk kitabı. Bir oyun olarak tasarlanan bu hikaye aynı zamanda Mezopotamya Üçlemesinin ilk kitabı. (Taziye, Geyikler Lanetler ise serinin diğer kitapları) 

             Hikaye Mungan'ın çok iyi bildiği topraklarda Mardin'de geçiyor. Aslında o kadar bilinen, duyulan ama nedense pek sözü edilmeyen yezidi bir kız -Yezida- ve sünni oğlanın -Mahmud- hikayesi... Bir oyun olarak tasarlanmış olsa da okurken bunu hiç farketmiyorsunuz. Kurgu o kadar güzel ve net yapılmış ki aktarılan her şey direkt gözünüzde canlanıyor ve yüreğinize işliyor. Bir çok topluluk tarafından sahnelenmiş bu güzel oyunu izleme fırsatı bulamadım ama denk gelirse mutlaka izlemek isterim.

             Yezidiler sınırı çizilen bir daire içinde kaldığında, çizen kişi o daireyi silene kadar kadar çıkmaz; dairenin sınırını aşmazmış. Başkası için hiçbir anlamı olmayan bir çemberin yezidiler için ne ifade ettiğini anlatıyor. Bana nedense "ya içindesindir çemberin ya da dışında yer alacaksın" şiirini hatırlattı. Muhtemel, çıkamadığımız çemberlerimizden...

            Aslında hikaye bir aşk etrafında dönüyormuş gibi görünse de töre, ağalık, rant kaygısı gibi bir çok ögeye de eleştirel açıdan yaklaşılıyor. Bugün bir çok yerde sayıları oldukça azalmış, yıllarca inanışları yüzünden dışlanmış bir topluluğun da kültürünü öğrenme, tanıma fırsatı yakalıyorsunuz. Midyat'ta iken yaşayan yezidileri halka sormuştum, ne yazık ki çoğunun göç ettiğini, kalanların ise Midyat civarında 2-3 aileyi geçmediklerini ve içlerine yabancı kabul etmediklerinden çocuklarının çoğunun sakat olduğunu öğrenmiştim. Kitapta da ne sünni olan taraftan ne de yezidi olan taraftan birbirleri ile ilişki içerisinde bulunmak istemedikleri ve bakış açıları oldukça açık bir şekilde ifade edilmiş. 

Köyün Delisi: Kimse kimseyi sevmez. Herkes benim gibi. Benim gibi.

             Şimdi ekranlarda dönen töre, ağalık içeren yapmacık hikayelerin aksine oldukça dikkat çekici ve yüreğinize işleyen bu hikayeyi bir solukta okuyacaksınız. Ben elimden bırakamadım. Ben devam kitaplarını almadığım için pişman oldum açıkçası.. Üçlemeyi tamamlayanlarınız varsa beğendiniz mi?

13 Temmuz 2016 Çarşamba

Kitap Alışverişim #Eganba

En sevdiğim şeylerden biri kuşkusuz ki alışveriş! Alma olayı kadar mutlu eden bir şey yok, bunun yanında ekonomileri de sarstığı bir gerçek. Kitap okumaktan çok almayı sevdiğimi de itiraf edebilirim artık. Alayım, dursunlar bir köşede ben izlerim, istersem de okurum. Tabi bu durum okunacak kitaplar köşesini bir yığın haline getirse de var olan stokları az da olsa erittiğimi fark edip kendime alışveriş bahanesi yaratmayı başardım.

Aslında kitapçı gezmek, dokunmak, karıştırmak bakmak daha keyifli... Ancak bu hoş icraat genellikle daha maliyetli hale gelebiliyor. Özellikle akademik kitaplar alacaksanız genelde pek bir indirimle de karşılaşamıyorsunuz. Bende tez için kitap arayışındayken keşfetmiştim eganba'yı. Özellikle online alışverişi tercih etmemin sebebi, maliyet olunca bütün siteleri tek tek kıyaslıyorum. En uygun olan hangisi ise de onu tercih etmeye çalışıyorum. Son 3 alışverişimde de en uygun olan eganbaydı.

Kargo ile kitap gönderme durumu söz konusu olunca paketlemeye oldukça önem veriyorum. En son alışverişimde D&R'dan aldığım kitaplarım normal kargo poşeti içerisinde yamuk yumuk olduğu için paketleme benim için oldukça önemli.

Korumalı ve güzel paketlediğinden kitaplarım hasarsız bir halde sipariş verdikten 1 iş günü sonra elime ulaştı. Diğer siparişlerimde de ya ertesi günü ya da bir gün sonrasında elimde olduğu için hız konusunda da beğenimi kazandı. Bu arada kargo şirketi olarak yurtiçi kargo ve sürat kargoyu seçebiliyorsunuz.

Bazı alışveriş sitelerinde koli içinde pıt pıtlı poşetlerle kitaplar korunma altına alınıyor. Eganba da direkt koli içine yerleştirilmiş. Ancak şuana kadar hiçbir hasarlı ürünle karşılaşmadığım için çokta önemli bir özellik olmadığını düşünüyorum.

Eganba alışveriş yapan herkese fotoğraftaki defterden ve o hafta hediye olarak seçilen kitaptan gönderiyor. Hediye kitaplar her hafta değişiyor, bu da sık sipariş verenler için oldukça avantajlı. Alışverişiniz 75 tl üzerindeyse yine fotoğraftaki eganba amblemli bez çantada hediye olarak geliyor. Ben Paul Auster'ın Kırmızı Defter kitabını satın almıştım aslında. Bu hafta tesadüfen hediye gönderilen kitapta mı Kırmızı Defter'di bilmiyorum ama kolimden aynı iki kitap çıktı. Dolayısı ile benim için şansız bir tercih olmuş olabilir. Ama kitap hediye etmeyi seven biri olarak Kırmızı Kitap'ı da bir arkadaşıma hediye etmeyi düşünüyorum. Bundan önceki alışverişlerimde ise Akhil Sharma'nın Aile Hayatı isimli kitabı ile Küçük Prens'i hediye olarak göndermişlerdi. Ayrıca fotoğraflamayı unutmuşum ama bütün kitapların içinde ayraç mevcuttu.

Uygun fiyat, düzgün paketleme, hızlı gönderim, tatlı hediyeler gibi kategorilerde benden tam puan alan bu siteyi uzunca bir süre alışverişlerimde kullanacakmışım gibi duruyor. 50 TL üzerinde ki alışverişlerinizde ise kargo bedava. Herhangi bir sorunda muhattap bulabiliyorsunuz ve ilgili kişiler sorunu çözme konusunda olabildiğine yardımcı davranıyorlar. Sizde söz konusu kıyaslamaları yapıp gönül rahatlığı ile tercih edebilirsiniz. Nacizane; site özellikle müzik kategorisinde de kendini geliştirir ve plak seçeneğini de geliştirirse daha sık alışveriş yapabilirim. Özellikle uygun fiyat politikasını bu kategoride de devam ettirirse tek tercihim olabilir :)


Aldığım kitaplar da bunlar. Bir çok arkadaşım Antabus'u önerince sepete atmadan edemedim. Elif Şafak ayy pardan Shafak'ın Havva'nın Üç Kızı kitabı ise yine başarılı pr çalışmaları sayesinde radarıma girdi. Biraz muhafazakarlık, biraz sol görüş, azcık gündem ekleyim kıvamında karıştırıp yazdığını düşündüğüm kitabını itiraf etmeliyim ki merak ettim. Sırf Baba ve Piç'in bende ki hatırına satın aldım diyebilirim. Diğer kitaplar ise uzun zamandır sepetimde alınacağı günü bekliyordu. Sizin arasında okuduklarınız, okumayı düşündükleriniz var mı? Ben önce hangisinden başlayacağım konusunda bir hayli kararsız kaldım doğrusu.. 

12 Temmuz 2016 Salı

Orhan Pamuk - Kara Kitap


     Bir çok Orhan Pamuk kitabını okumama rağmen "baş yapıt" olarak adlandırdıkları Kara Kitap'ı okumayı nedense hep erteledim. Hazır hissetmiş olmalıyım ki, uzunca bir sürece yaydığım okuma ritüelimi sonunda bitirebildim. Bu süreçte araya başka kitap aldımi bitirdim, bir başka kitabı okumak için hayal kurdum falan...

       Kitap sıkıcı mıydı, hayır. Hatta başta oldukça heycanlı ve sürükleyiciydi. Amca kızıyla evli olan Galip, karısı Rüya ve Rüya'nın bir gazetede oldukça meşhur bir yazar olan abisi Celal Salik üzerine dönen bir hikaye mevcut. Galip, esas adamımız; küçüklüğünden beri Rüya'ya aşık. Yine hafif kalbur üstü bir aile, aile üyelerinin birlikte yaşadığı bir apartman ve iç içe geçmiş akrabalık ilişkileri var. Amcası yurt dışından apartmana ikinci eşi ve kızı Rüya ile döndüğü gün başlıyor Galip'in aşkı... Rüya değişik bir karakter, özgür, politik, bezgin... İlk kocası ile çalkantılı hayatından sonra Galiple evleniyor. Celal abisi ile de arası daima çok iyi. Celal Rüya'dan bir hayli büyük, kırgınlıkları olan ve bunu köşesinde rahatça ifade eden bir adam. Düşündükleri, hikayeleri, gördükleri, duydukları ne varsa kaleme döküyor. Kitap içerisinde bu kadar çok bahsedilen iki karakteri hep Galip'in ağzından ve anlattıklarından öğreniyoruz. Kendileri yer almıyor.

     Bir gün Galip eve geldiğinde Rüya'yı bulamaz. Aklında bin bir senaryo olsa da beklediği sonu yaşadığını anlaması uzun sürmez. Bundan sonra Rüya'yı aradığını sandığı ancak kendini, kendi benliğini keşfetmeye çalıştığı bir sürece girer. Sonsuz aramalar, karıştırmalar; başka hikayeleri doğurur. Celal'in yazılarında ip ucu toplamaya çalışan Galip, başka karmaşaları çözmeye başka parçaları birleştirmeye başlar. 

     İşler bu aşamada karışır da karışır. Orhan Pamuk sanki bilerek bir karmaşa yaratmış. Öyle ki Celal'in yazdığı bir hikayenin içindeyken kendinizi bambaşka bir masal da bulabiliyorsunuz. Bu durum aslında hoşuma gitti, yeni hikayeleri keyifle okudum. Ancak bazen o kadar uzun ve gereksiz betimlemeler vardı ki, olaydan koptum; dağıldım. Bir an önce çözülsün istedim ama tabi ki mümkün olmadı. Tahmin edilebilir ama çarpıcı; yine okuyucunun yorumuna açık bir sonla biten bu kitapta beklentim biraz da yüksekti sanırım. Beklediğimden farklı bir teknik, farklı bir tarz olsa da hikaye içinde hikaye; sayfalarca süren betimlemeler gibi problemlerden dolayı ağır okuduğumdan olsa gerek, zor okudum. Kötüydü diyemem, teknik açıdan hiç yorumlayamam ama siz merak ediyorsanız şuraya göz atabilirsiniz.


      Ben 25. yıl özel baskısından okudum Kara Kitap'ı. Tabi ki 500 sayfalık kalın kapaklı bir kitabı okumaya çalışmak bileklerimin yamulmasına sebep olduğundan mütevellit, oldukça zorlu. Siz denemeyin alın kitaplıkta dursun bence agafssah :) Ama 25. yıl baskısının en güzel yanı Orhan Pamuk'un el yazılarını, çizimlerini, kitaptan çıkarılmış bölümleri, daktiloya çekilmiş sayfaları görebilmekti. Merak ediyorsanız ve ilgi duyuyorsanız edinebilirsiniz.

2 Temmuz 2016 Cumartesi

Temmuz Şarkıları #2

Bayrama az kala herkes bir yerlere kaçma peşinde.. Benim gibi geleneksel bayramlara devam edip; yüzme, güneşlenme, tatil yapma durumlarından mahrum kaldıysanız ve sosyal medya üzerinden ... keyfisi temalı gönderileri takip etmeye hazırlanıyorsanız, dinleyecekleriniz hazır.

Jack Garrat - The love You're Given

Raving George Feat Oscar & The Wolf - You're Mine

The Mowgli's - Summertime

Lucian X Remmi - Bobby K

James Bay - Hold Back The River

11 Haziran 2016 Cumartesi

Nejat İşler - Gerçek Hesap Bu


    Her önüne gelende yazmasın diyenlerdenim aslında ama kitapçıda dolanırken elime aldığım bu kitap beni çekti.. Hadi Gümüşlük'e gidelim serzenişlerimizin sebebidir kendisi! :) Oldum olası oyuncu olarak fazlaca beğendiğim bu adam neler anlatmış diye bakmadan edemedim tabi bunda dergilere yazdığı yazıları da oldukça etkili... 

   Efenim Nejat İşler'de benimle hem fikir olacak ki kitabın daha ilk sayfalarında böyle bir düşüncesi olmadığını, dergilere keyif için yazdığını ancak yayın evi, menajeri ısrar edince  kazancın başkanlığını yaptığı Gümüşlük Spor'a bütün gitmesi koşuluyla böyle bir kitap kaleme alabileceğini söylüyor ve nitekim de yazıyor. Tabi bu aşamada eli kalem tutan herkesi de teşvik etmeye devam ediyor. 

   Ailesini, ünlü olma sürecini, eğitim hayatını ve eğitim hayatı sürerken kurduğu tezgahla birlikte iş hayatına atılışını hatıralarıyla birlikte anlatmış. Bu yüzden otobiyografiden ziyade hatıra kitabı gibi ilerliyor diyebilirim. Üslubu oldukça anlaşılır, konuşma dilinde bir kitap... Özellikle eğitim sürecinde ve "ünlü" olana kadar açtığı tezgahta sattığı kitaplarla geçimi sağlaması beni oldukça şaşırttı.. Sonrasında köyüm dediği Gümüşlük ile tanışması mülkiyetsizliğe inandığı halde buraya kendini ait hissediş süreci aktarıyor. Çok detaya girmiyor, merak eden varsa okusun diyorum.

   Elime almamla bitirmem bir oldu diyebilirim. Doğduğu günden bugüne bir takım başından geçen olayları sıkmadan, bunaltmadan bütün samimiyetiyle anlatmış Nejat İşler. Çok bir beklentiniz olmasın, 180 sayfalık bir solukta okunan keyifli bir kitap ama okunmasa da olur.

10 Haziran 2016 Cuma

Instagram'da Plak Alışverişi

   Ne kadar da hayatımızın içinde artık sosyal medya.. Alışverişlerimizi bile instagram üzerinden yapar olduk. Instagram üzerinden alışveriş olayında özellikle giyim sektöründe ki saçma sapan tavırlardan dolayı mesafeliydim. Ama iş aradığın bulamadığın bir plağı bulmaya gelince bu iş değişti. Şimdi pek severek takip ediyor hatta kişisel hesabım üzerinden alışveriş yapıyorum. Aslında hoff hiç birini paylaşmayayım hepsi benim olsun diye de düşünmüştüm ama yine iyi niyetli halimle sizleri de aydınlatmadan edemedim, fesatlık da bir yere kadar :)

  Özellikle mezat sayfaları favorim. Mezat demişken, lütfen bir anda fiyatı 2'ye katlayıp ortadan kaybolmayın; ürünün fiyatını piyasa fiyatı üzerine çekmeyin. (bazı sayfalar bilerek bu tarz yöntemler izleyebiliyor ancak zaten onları kısa süreli takiple fark ediyorsunuz.) Bir de hemen al fiyatıyla almayın ben gıcık oluyorum :D Hep cimri yanım ağır basıyor ve plağı ucuza kapatırım sanıyorum, bazı tatlişler beni beklemeden alıveriyor, ayıp yaaa! :) Ne Ajdalar ne Sezenler ne Erkin Koraylar kaçırdım bilemezsiniz... Bu arada bu mezat sayfalarında sadece alıcı değil satıcı da olabiliyorsunuz. Sayfa sahibi ile iletişime geçip ürününüzün satılmasını da sağlayabilirsiniz. Yok ben satışla uğraşmam sana hediye edelim derseniz de ne iyi olur jsdakjhka :)))

   Peki bu instagram üzerinden alışveriş olayı ne kadar güvenli derseniz, ben uzun süredir takip ettiğim sayfaları sizlerle paylaşacağım. Tabi ki sıkıntı olabilir, bu yüzden söz konusu satıcı şehrinizde ise yüz yüze görüşmeyi tercih edebilirsiniz. Bunun dışında plakların kondisyonları soru işareti oluşturabilir. Satıcılar konu ile ilgili videolu paylaşımlarda bulunuyor ki özellikle 45'likler de B yüzünü de göndermesini isteyebilirsiniz. 33'lük içinse online alışveriş gibi düşünün.. Tabi ki hemen al fiyatını gördüğünüz bir ürünü çok nadir değilse hemen almadan önce ufak bir araştırma yapmanızı tavsiye ederim. Sonra bak senin yüzünden bir sürü para verdik demeyin.

1. Ortak Mezat sahası : https://www.instagram.com/ortakmezatsahasi/


     Plak ve bir çok antika ürünü bulabileceğiniz bir mezat platformu burası. Satışlar 1 TL ile açılıyor ve giderek artıyor. Yok ben beklemem hemen almam lazım diyorsanız da belirlenen fiyat üzerinden alım yapabilirsiniz. Bunun dışında sizde elinizde ki bir ürünü mezata dahil etmek isterseniz, koşullar dahilinde bu platform üzerinde satış yapabiliyorsunuz.

2. Plak Satış : https://www.instagram.com/plaksatis/


   Yerli ve yabancı bir çok plağı bulabilirsiniz. Bunun dışında Zenit fotoğraf makineleri de benim bir hayli ilgimi çekiyor.

3. Plak ve Plak : https://www.instagram.com/plakveplak/



  Manisa'da yer alan pek tatlı bir dükkanın instagram hesabı. Siz dilerseniz Manisa'da dinleyip seçebilir ya da instagram üzerinden alışverişinizi gerçekleştirebilirsiniz.

4. Antikalsakdamisaklasak : https://www.instagram.com/antikalsakdamisaklasak/

Plak dışında da pek çok ürün bulabileceğiniz bu hesapta da satış sistemi açık arttırma şeklinde ilerliyor. Yine 1 TL'den başlayan açık artırmalara katılabilir ve istediğiniz ürüne sahip olabilirsiniz.

5. Plak Sevdası : https://www.instagram.com/plak.sevdasi/


Özellikle yerli 45'likleri toplamayı seviyorsanız birbirinden güzel arşiviyle size hitap edebilecek bir adres olabilir.  Özel istek plakları da temin edebileceklerini söyleyen bir adres, takipte fayda var.

6.  Plak Mezatı : https://www.instagram.com/plak_mezati/


Henüz fazla takipçisi olmadığı için mi fazla mezat yapmıyorlar bilmiyorum ama zaman zaman küçük sürprizlerle takipçilerinin yüzünü güldürdükleri kesin. 

7. Antik Hatıra: https://www.instagram.com/antikhatira/


Her gün birbirinden farklı ürünlerle mezat yapıyorlar. Çok değişik şeylere denk gelmek mümkün. Fiyat artışları diğer hesaplara göre biraz daha fazla olsa da takipte yarar var.

  Burası da var dediğiniz ve sizinde plak almak için takip ettiğiniz adresler varsa yorum olarak bırakmayı unutmayın. Bu arada instagram fotoğraflarını direkt takibe al şeklinde yüklemenin (orjinal haliyle) nasıl olduğunu bilen varsa yardımcı olursa pek sevinirim, resmen çözemedim bu işi :)






6 Haziran 2016 Pazartesi

Bu Aralar Ben #4

 

   Bu aralar ben serisine ara vereli çok olmuş, hal böyleyken geçen onca süreyi hızlıca özetlemek istedim. Belki bilenler biliyordur, kurumsal iş hayatına giriş yapıp; sinirlerimin infilak ettiği bir anda bıraktım. İsabetli de bir karar oldu. Tabi hal böle olunca yine sar baştan süreçler içerisindeyim ama olsun. Geç olsun, düzgün olsun çok daha önemli... 

   Tabi ki boş durmuyor bu süreç içerisinde kendime farklı meşgaleler de ediniyorum. Gezip, dolaşıp kafa dağıtmanın dışında sağ olsunlar yeni yönergenin gelmesi ve artık yüksek lisans, doktora programlarına atılmanın geri gelmesi ile bir ara yazarım dediğim tezimi yazasım geldi! bu atılma işine başta sinirlensem de aslında yumurta kapıya dayanmadan iş yapmayı red eden bünyeler için güzel de bir şey olduğu kanaatindeyim.

     Yeni kararlar alıyorum bu ara... Aslında her yeni yıl başladığında yeni kararlar alır, listeler yapar uymazdım. Bunu bildiğimden olsa gerek bu sene pekte içimden gelmemişti, şu zamana kısmetmiş. Düşünüyorum, yazıyorum, siliyorum.. Tam da bana göre! Bakalım kaç maddeye tik atabileceğim.

    Yarın gidecekmişçesine gezi programı yapıp, biletinden kalacak yerine kadar araştırmaksa bir diğer hobim. Biliyorum ki bunu yapan tek ben değilim.. Belli mi olur, denk düşer alır çantaları gideriz...

     Çok fazla okuyamıyorum. Aslında hızlı başladım ama bir duruldum, buna da bozulmuyorum desem yalan olur.. Sahi böyle okumayı bıraktığınız zamanlarda tekrar okumak için nasıl yollar izliyorsunuz, bu ara denemeye çok ihtiyacım var.

    Bende ki en özet durum bu, sizlerde ne var ne yok?

3 Haziran 2016 Cuma

Haziran Şarkıları #2

    Sonunda yaz geldi.. Buz gibi limonata, deniz kenarı, elimde kitabım bütün gün ense yapmalıyım gibi hayaller kursa da bünye işin aslı öyle olmuyor tabi ki.. Tatiller deseniz asla yetmiyor, insan dinlenmelere doyamıyor. Sahi biz ne zaman kaçıp gideceğiz? O da belli değil.. Sabahın erken saatlerinde bizi sahillere ışınlayacak şarkıları dinlemeye hazırsanız buyrun geliyor! Ama önce bir Beyoğlu'na gidelim istedim, belki sonra Avrupa'ya sonra da Afrika'ya gideriz Nazan Öncel ile...


Nazan Öncel - Beyoğlu

Biraz da Latin esintileri...
Massimo Scalici - Roxanne Bachatta Version 

Eklo Ft. Jordin Laine - Feel So High

Gabriel Rios - song no 7

Bebe - Siempre Me Quadara





16 Mayıs 2016 Pazartesi

Delikli Koy


     Çeşme denilince ilk akla gelen Aya yorgi ve birbirinden ünlü plajları... Ama arada böyle sessiz sakin yerlerde lazım, hani fazla kalabalık olmayan kafa dinleyebileceğimiz diyorsanız pek güzel bir yere götürüyorum sizi hazır olun. 


     Ulaşım için bildiğim kadarıyla toplu taşıma aracı yok, bu yüzden arabayla gidiş yapılabiliyor. Alaçatı portu geçince, sörf okulları tarafına girmeden devam edin. Yol biraz uzun ve bozuk pekte bir tabela işaret yok; yanlış yola girdim diye vehamete kapılmadan ilerleyin. Halk plajı yazan bir tabela göreceksiniz, oradan giriş yapıp aracınızı park edin. Plaja varmış bulunuyorsunuz. 



    Muhteşem manzarasının yanı sıra burayı "Delikli Koy" yapan su altı mağaraları... Bu mağaraya dar bir çatlaktan giriyor, dalarak ilerliyorsunuz. Denemekte yarar var.   

    Ben en çok mayıs ve eylül aylarındaki sessizliğini, sakinliğini seviyorum. Giderken yanınıza meşrubatlarınızı almayı unutmayın, kayalıkların üzerinde manzaraya karşı gün batımını izlemek pek keyifli oluyor benden söylemesi... Ancak sezon başladığında, gece eğlencesi de genelde bu koyda sonlandırılır; sabahın en erken saatlerinde ayılmak için denize girmek isteyenleri bu koyda fazlasıyla görebilirsiniz, şaşırmayın. Her popüler olan şey gibi burası da daha fazla kalabalıklaşmadan gidip görmenizde yarar var.

     

15 Mayıs 2016 Pazar

Evlerde Endüstriyel Tasarım

   
 
      Eski fabrikalarıın, atölyelerin, depoların yaşam alanına çevirilmesi için dekore edilmesi özellikle ofis, mağaza, cafe gibi mekanlarda çokça dikkat çeker oldu. Özellikle de orjinalliğinin bozulmamış olması ancak modern bir görünümle harmanlanması bu tarz mekanları daha çekici hale getiriyor. Hal böyle olunca evlerde de endüstriyel tasarım fikri oldukça dikkat çekmeye başladı.


     Öncelikle ilk kural her şeyin görünür ve belirgin olması.. Ne kadar garip değil mi aslında eskiden o kalorifer boruları, baca boşlukları, kirişler, borular falan gizlenmeye çalışılır, dikkat çekmesin diye türlü tasarımlar denenirdi. Ancak bu belirgin halleriyle de oldukça şık duruyorlar bence..



Bu dekorasyonda en çok dikkat çeken ışıklandırma! Hiç öyle pahalı, taşlı tuşlu abartılı avizelere ihtiyacınız yok. Upuzun bırakacağınız ve tavandan sarkıtacağınız birden fazla duy yeterli olacaktır. Tabi endüstriyel tasarımlı masa üstü ışıklandırmalarda güzel fikir.


Renk seçiminde tabi ki pembeler, maviler, pasteller pek uygun değil. Gri, beyaz, siyah gibi tonlar daha hakim ancak. Belirli noktalarda turuncu, kırmızı gibi renklere de yer verebilirsiniz.



Duvarlara hareket vermek şart, bunun için modern tablolardan yararlanabilirsiniz. Ayrıca geri dönüşüm teması bu dekorasyonun vazgeçilmezi gibi.. Haliyle antikalarınızı dilediğinizce sergileyebilir, eski mobilyalarınızı yenileyerek kullanabilirsiniz.


Kara tahta boyasına boyanmış ve yenilenmiş bu dolap üzerine yazılan yazılarla oldukça hareketli ve şık olmuş. Düşünülüp değerlendirilebilir bir fikir gibi ne dersiniz?



             Ahşap ağırlıklı mobilyaların çok yakıştığı bu dekorasyona çok yakışan şeylerden biri de bana göre büyük çiçekler, yeşillikler... Atıl köşeleri renklendirebileceğiniz, evinizi canlandıracağınız bitkileri yerleştirin. Kürk ve postlarında çok şık durduğunu söylemeliyim.

Peki siz bu dekorasyon stilinin evlere yansımış halini nasıl buldunuz?