Eylül'de yazın etkisinden çıkamayan, kendini tatillere atan ben ekimle anladım ki sonbahardayız. Hele de Bursa'da havalar bir anda soğudu, yapraklar sarardı... Hava tam kitabı alıp güzel manzaralı bir yerde kahve yudumlamalık.. Yağmurlar coşmadan sizde havanın tadını çıkarmaya bakın derim. Tabi bu sırada müzik olmazsa olmaz... Ekim şarkıları huzurlarınızda.
Haruki Murakami, öncelerinde hiç okumadığım ve oldukça merak ettiğim bir yazardı. Benim için bir tanışma kitabı niteliği taşıyan "Sınırın Güneyinde Güneşin Batısında" bu anlamda sanırım doğru bir tercih oldu. Sevememe korkusuyla ilk defa okuyacağım yazarlarda çok uzun olmayan kitaplar tercihim oluyor. Çünkü bir başladığım kitabı yarım bırakamama hastalığım yüzünden o kitap bana bir işkence, eziyet oluyor. Hikaye o kadar samimi ve o kadar sıcak ki hemen sizi içerisine alıyor. Sıradan ya da var olan olayları o kadar güzel anlatmış ki küçük bir çocuğun ilk aşkını bulabilme ihtimali bile sizi heycanlandırmaya yetiyor. Tasvirler, betimlemeler sade ve yerinde.
Şimamotu'yla karşılaşması, sonrasında kopan olaylar ve sonrası... O kadar muhteşem bir kurgu ki kitabı okuyup bitirdikten sonra hala etkisiyle acabalarla düşünüyorum. Ki bence sonu okuyucuya bırakması da -ne kadar sinir olsam ve bundan dolayı mı diye düşünsemde- hoş bir şey. Tam da şu zamanlarda bahteniye altında keyifle okuyabilirsiniz.
Havalarda ne güzel laylaylooom, yaz da bitmemiş hiç bozmayalım aman aman derken yağmurlar bastırmaya başladı. Hadi olsun yahu, en sevdiğim değil mi zaten elimde kahvem, fonda müzik bir de kitabım değmeyin keyfime... Eee ama okul var, tam moda girmişken kalk git hazırlan.. Ay bir de bu sene son sene telaşı, test mi çözsem ben? Bir de off çok seçenekler, boş vaadler içinde ya ben hangisini seçsem? Abi bu sene yine sistem değişiyormuş? Zaten her sene Değişmiyor mu? Bir de bi paket açıkladılar; neye, kime nasıl bir çözüm anlamadım? Zaten biz neyi anlıyoruz ki... Anlamayalım boşver de onu... Yeni sezonlar da bangır bangır başladı. Neyse ki entellektüel hayat görüşümde televizyona yer yok. İnternetten izliyoruz, vicdanları rahatlatıyoruz. Belgesel demeye hiç gerek yok, zaten yurdum da belgesellerin reytingleri ortada, kim izlemiyor ki? Uyuyama sorunumdan hiç bahsetmiyorum yaklaşık 5 senedir insomia'nın değişik türevlerini yaşıyorum. Tamam çok uyuyorum ne var yani gelişim aşamasındayım, değil miyim? Bilemiyorum. Kış gelmeden yazı özledim ben. Zaten üşümeyi de hiç sevmem. Ayrıca öğrenci niye elektirik sobasıyla donuyor. Buca'ya bayıldığımız parayla göztepede deniz manzaralı ev tutçakken bu zulüm niye eyy ahali? Yol çekmeyi sevmiyoruz diye mi tüm bunlar? Beni geçtim, kendime dermanım yokta başkasına derman olmaya çalışıyorum da, ya hayır Güzin ablaya noldu? Serdar Ortaç misali kafamda deli sorular... Sahi biz bu adamın şarkılarını dinlemeden nasıl ezberliyoruz... Dün ne yediğimi hatırlıyorum da, derste ne işlediğimizi neden hatırlamıyorum? Algıda seçicilik, neye göre seçicilik? Öfff, pööff sıkıldım, oynamıyorum.