12 Temmuz 2016 Salı

Orhan Pamuk - Kara Kitap


     Bir çok Orhan Pamuk kitabını okumama rağmen "baş yapıt" olarak adlandırdıkları Kara Kitap'ı okumayı nedense hep erteledim. Hazır hissetmiş olmalıyım ki, uzunca bir sürece yaydığım okuma ritüelimi sonunda bitirebildim. Bu süreçte araya başka kitap aldımi bitirdim, bir başka kitabı okumak için hayal kurdum falan...

       Kitap sıkıcı mıydı, hayır. Hatta başta oldukça heycanlı ve sürükleyiciydi. Amca kızıyla evli olan Galip, karısı Rüya ve Rüya'nın bir gazetede oldukça meşhur bir yazar olan abisi Celal Salik üzerine dönen bir hikaye mevcut. Galip, esas adamımız; küçüklüğünden beri Rüya'ya aşık. Yine hafif kalbur üstü bir aile, aile üyelerinin birlikte yaşadığı bir apartman ve iç içe geçmiş akrabalık ilişkileri var. Amcası yurt dışından apartmana ikinci eşi ve kızı Rüya ile döndüğü gün başlıyor Galip'in aşkı... Rüya değişik bir karakter, özgür, politik, bezgin... İlk kocası ile çalkantılı hayatından sonra Galiple evleniyor. Celal abisi ile de arası daima çok iyi. Celal Rüya'dan bir hayli büyük, kırgınlıkları olan ve bunu köşesinde rahatça ifade eden bir adam. Düşündükleri, hikayeleri, gördükleri, duydukları ne varsa kaleme döküyor. Kitap içerisinde bu kadar çok bahsedilen iki karakteri hep Galip'in ağzından ve anlattıklarından öğreniyoruz. Kendileri yer almıyor.

     Bir gün Galip eve geldiğinde Rüya'yı bulamaz. Aklında bin bir senaryo olsa da beklediği sonu yaşadığını anlaması uzun sürmez. Bundan sonra Rüya'yı aradığını sandığı ancak kendini, kendi benliğini keşfetmeye çalıştığı bir sürece girer. Sonsuz aramalar, karıştırmalar; başka hikayeleri doğurur. Celal'in yazılarında ip ucu toplamaya çalışan Galip, başka karmaşaları çözmeye başka parçaları birleştirmeye başlar. 

     İşler bu aşamada karışır da karışır. Orhan Pamuk sanki bilerek bir karmaşa yaratmış. Öyle ki Celal'in yazdığı bir hikayenin içindeyken kendinizi bambaşka bir masal da bulabiliyorsunuz. Bu durum aslında hoşuma gitti, yeni hikayeleri keyifle okudum. Ancak bazen o kadar uzun ve gereksiz betimlemeler vardı ki, olaydan koptum; dağıldım. Bir an önce çözülsün istedim ama tabi ki mümkün olmadı. Tahmin edilebilir ama çarpıcı; yine okuyucunun yorumuna açık bir sonla biten bu kitapta beklentim biraz da yüksekti sanırım. Beklediğimden farklı bir teknik, farklı bir tarz olsa da hikaye içinde hikaye; sayfalarca süren betimlemeler gibi problemlerden dolayı ağır okuduğumdan olsa gerek, zor okudum. Kötüydü diyemem, teknik açıdan hiç yorumlayamam ama siz merak ediyorsanız şuraya göz atabilirsiniz.


      Ben 25. yıl özel baskısından okudum Kara Kitap'ı. Tabi ki 500 sayfalık kalın kapaklı bir kitabı okumaya çalışmak bileklerimin yamulmasına sebep olduğundan mütevellit, oldukça zorlu. Siz denemeyin alın kitaplıkta dursun bence agafssah :) Ama 25. yıl baskısının en güzel yanı Orhan Pamuk'un el yazılarını, çizimlerini, kitaptan çıkarılmış bölümleri, daktiloya çekilmiş sayfaları görebilmekti. Merak ediyorsanız ve ilgi duyuyorsanız edinebilirsiniz.

2 yorum:

  1. orhan pamuk'tan sadece masumiyet müzesi'ni okudum, onu da sevmedim ama söylenilene göre yazarın tarzından en farklı kitabı oymuş. şimdi elimde benim adım kırmızı var. eğer onu da sevmezsem orhan pamuk ile ilişkim bitebilir :-) sen benim adım kırmızı'yı okudun mu?

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. Masumiyet müzesi'ni okurken bende sıkılmıştım ama müzeyi görünce gerçekten sevdim. Benim adım kırmızı'yı okumadım ama merak ettiğim kitapları arasında; yorumunu bekliyorum.

      Sil