2 Ekim 2013 Çarşamba
Öfff Pöff...
Havalarda ne güzel laylaylooom, yaz da bitmemiş hiç bozmayalım aman aman derken yağmurlar bastırmaya başladı. Hadi olsun yahu, en sevdiğim değil mi zaten elimde kahvem, fonda müzik bir de kitabım değmeyin keyfime... Eee ama okul var, tam moda girmişken kalk git hazırlan.. Ay bir de bu sene son sene telaşı, test mi çözsem ben? Bir de off çok seçenekler, boş vaadler içinde ya ben hangisini seçsem? Abi bu sene yine sistem değişiyormuş? Zaten her sene Değişmiyor mu? Bir de bi paket açıkladılar; neye, kime nasıl bir çözüm anlamadım? Zaten biz neyi anlıyoruz ki... Anlamayalım boşver de onu... Yeni sezonlar da bangır bangır başladı. Neyse ki entellektüel hayat görüşümde televizyona yer yok. İnternetten izliyoruz, vicdanları rahatlatıyoruz. Belgesel demeye hiç gerek yok, zaten yurdum da belgesellerin reytingleri ortada, kim izlemiyor ki? Uyuyama sorunumdan hiç bahsetmiyorum yaklaşık 5 senedir insomia'nın değişik türevlerini yaşıyorum. Tamam çok uyuyorum ne var yani gelişim aşamasındayım, değil miyim? Bilemiyorum. Kış gelmeden yazı özledim ben. Zaten üşümeyi de hiç sevmem. Ayrıca öğrenci niye elektirik sobasıyla donuyor. Buca'ya bayıldığımız parayla göztepede deniz manzaralı ev tutçakken bu zulüm niye eyy ahali? Yol çekmeyi sevmiyoruz diye mi tüm bunlar? Beni geçtim, kendime dermanım yokta başkasına derman olmaya çalışıyorum da, ya hayır Güzin ablaya noldu? Serdar Ortaç misali kafamda deli sorular... Sahi biz bu adamın şarkılarını dinlemeden nasıl ezberliyoruz... Dün ne yediğimi hatırlıyorum da, derste ne işlediğimizi neden hatırlamıyorum? Algıda seçicilik, neye göre seçicilik? Öfff, pööff sıkıldım, oynamıyorum.
1 Ekim 2013 Salı
Bergama
Bergama, tarihsel dokusuyla İzmir'in öne çıkan yerleşim yerlerinden biri. İzmir ile arası yaklaşık 104 km ve İzmir'deyseniz muhakak görülmesi gereken yerler arasında. Keçi derisinden elde edilen parşömen kağıdının ilk kullanıldığı yer olan Bergama, Helenistik döneme dair bir çok yapıyı da içerisinde bulunduruyor.
Bergama'ya gitmişken en çok görmek istediğim yerlerden biri olan Allianoi 'yi baraj projesinin hayata geçmiş olmasından dolayı göremedik ne yazık ki.. Koca bir kent sular altında... Sözde 50 yıl içerisinde hiç bir şey olmamış gibi gün yüzüne çıkacak deniliyor ama ne kadar doğru, görebilir miyiz bilmiyorum. Buna karşın tarihi alanların baraj sularıyla sular altında kalması bence cinayet, çözüm bu olmamalı ! Hasankeyf'inde aynı problemle karşı karşıya kaldığını şu yazımda anlatmıştım. Allianoi'yi görmek isteyenler ise buradan inceleyebilir.
İlk gittiğimiz yer Asklepion. Kimi yerli turistlerce Bergama yalnızca taştan ibaret olsada karşılaştığınnız yabancı turistin haddi hesabı yok. Müze kart sahiplerinin ücretsiz girebildiği normal girişlerin ise öğrenci 15, tam 20 olduğu Asklepion M.Ö 4. yy'da yapılan ve 900 yıl boyunca kullanılan bir sağlık merkezi. Asklepion ile kent merkezi arasındaki geçişi sağlayan yolun girişinde "Ölüler Giremez" yazısı asılıymış. Hamileler ve ölüme yakın olan hastaların girmesinin yasak olduğu kente şifa bulmak isteyenler gelirmiş.
Asklepion sadece sağlık merkezi olarak değil, iç içe geçmiş farklı yaşam alanlarıyla da dikkat çeken bir yer. Su sesiyle psikolojik telkin yoluyla psikoterapiye ilişkin tedavi yöntemleri ilk burada denenmiş. Ayrıca içerisinde bulunan çeşmeden su içenlerin ve yüzünü yıkayanların gençleştiğine inanıyorlarmış. Bir kaç yaş geri atmışsam sebebi bu su olabilir :)
Bergama Krallığına ev sahipliği yapmış şehir, tarihsel dokusunun önemi nedeniyle UNESCO Dünya Kültür Mirası Geçici Aday listesine kabul edilmiştir.
Sonraki durağımız ise Akropol, teleferikle çıkma imkanıda bulunan Akropol'e aracımızla geldiğimiz için teleferik tercih etmedik ama mümkünse teleferikle çıkıp o muhteşem manzarayı izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.
Bergama sadece tarihi dokusuyla değil sokakları ve samimiyetiyle de görülmesi gereken yerlerden biri. Sokaklarında kaybolarak gezmek en keyiflisi :)
Etiketler:
Akropol,
allinoi,
Asklepion,
Asya,
bakırçay havzası,
bergama,
Bizans,
ege,
foça,
gez gör,
hasankeyf,
hasankeyf yok olmasın,
Helen,
İon,
izmir,
Kızıl Avlu,
kilim dokuma,
kozak yaylası,
müze kart
30 Eylül 2013 Pazartesi
Evimizin Yeni Üyesi, Küçük Kızımız Mia
Yıllardır bana arkadaşlık edebilcek tatlı şirin mi şirin bir köpeğim olsun isterdim. Tabi annemin hayvanlara karşı ürkekliği ve aşırı titiz halleri birleşince pek mümkün olmadı. Neyse kendi evim olsun ilk iş bir köpek sahiplenicem düşüncelerimle yanıp tutuşurken ev arkadaşımın hayvanlardan korkması ve evde -özellikle öğrenci evinde- köpek besleyen arkadaşlarımın sıkıntılarını görünce istemeye istemeye ne yazık ki vazgeçtim.
Bu sene ev arkadaşımın mezuniyetiyle yeni bir ev arkadaşıyla taşındım. Bir sabah uyandığımda penceremin altında bir köşeye sinmiş bembeyaz bir kedi yavrusunu görünce hemen bahçeye koştum ki normalde kedilerden ürken ben elimdeki mamaya koşarak gelen kediyi görünce sahiplenmeliyim diye düşündüm. Ev arkadaşımında "allaaam nasıl tatlı nasıl şirin" çığlıklarıyla hem fikir olup gerekli tüm malzemelerimizi alıp birlikteliğimize başladık :) Tabi aşılarıydı, kontrolleriydi tahminimizden daha maliyetli bir şey olsada bir canlıya hayat vermek, aynı yeri paylaşmak, iletişim kurmak çok keyifli :)
Şimdilik kısa birlikteliğimizde biraz sıkıntı yaşıyoruz. Kızımız çok şımarık ve oyuncu. Evde kötü polis, iyi polis modundayız. Tabi bu hallerimiz işe yarıyor mu muamma. Biz yokken mutfak kısmına geçmeyen Mia, salondan çıkar çıkmaz bulaşıklığın, mutfak tezgahının tepelerinde, bizi görünce pırrr aşağı... Annem görse sinir krizleri geçirip, çeşitli hastalık teorileriyle hayattan bezdirir; evde bir kedimiz olduğunu da henüz söylemedim ziyarete geldiğinde sürpriz olsun istiyorum, kesin bayılacak :) Sokakta bulduğumuzdan kedilerin çokta yıkamaya ihtiyacı olmadığını bildiğimiz halde yıkadığımızdan olsa gerek banyoya girmiyor neyse ki... Koltukları cırmalıyor ama sanırım bir şekilde tekli koltuğu cırmalayabileceğini öğrettik, daha doğrusu onu gözden çıkardık :) Ankara kırması olduğu için sağır olma ihtimali varmış ama hala çözemedik, ya çok akıllı işine geldiğini duyuyor ya da biz öyle düşünüyoruz :) Bir de cam kapı açamaz olduk, camı açıyoruz hooop pervazda, balkonu açıyoruz hoop dışarda, atlama eğilimi yok aslında ama camın altını kediyle dolduruyor, biraz büyüsün çapkın olacak herhalde bizim kız :)
"Ayyy bakamıcaz galiba" diye ağlansakta, bir canlıyla birlikte olmak, bir hayvanı sahiplenmek, onunla ilgilenmek, oyun oynamak dünyanın en keyifli duygularından biriymiş. Umarım elinden gelen herkes bir hayvanı sahiplenir, ya da onlara yaşam alanı yaratabilir.
Not: Sahiplenebilir diyorum çünkü hayvan ticaretine karşıyım. Dışarda bakıma muhtaç bu kadar canlı varken ve onlara yardım edebilecekken milyonlar, milyarlar verip almak bana mantıklı gelmiyor.
Bu sene ev arkadaşımın mezuniyetiyle yeni bir ev arkadaşıyla taşındım. Bir sabah uyandığımda penceremin altında bir köşeye sinmiş bembeyaz bir kedi yavrusunu görünce hemen bahçeye koştum ki normalde kedilerden ürken ben elimdeki mamaya koşarak gelen kediyi görünce sahiplenmeliyim diye düşündüm. Ev arkadaşımında "allaaam nasıl tatlı nasıl şirin" çığlıklarıyla hem fikir olup gerekli tüm malzemelerimizi alıp birlikteliğimize başladık :) Tabi aşılarıydı, kontrolleriydi tahminimizden daha maliyetli bir şey olsada bir canlıya hayat vermek, aynı yeri paylaşmak, iletişim kurmak çok keyifli :)
Şimdilik kısa birlikteliğimizde biraz sıkıntı yaşıyoruz. Kızımız çok şımarık ve oyuncu. Evde kötü polis, iyi polis modundayız. Tabi bu hallerimiz işe yarıyor mu muamma. Biz yokken mutfak kısmına geçmeyen Mia, salondan çıkar çıkmaz bulaşıklığın, mutfak tezgahının tepelerinde, bizi görünce pırrr aşağı... Annem görse sinir krizleri geçirip, çeşitli hastalık teorileriyle hayattan bezdirir; evde bir kedimiz olduğunu da henüz söylemedim ziyarete geldiğinde sürpriz olsun istiyorum, kesin bayılacak :) Sokakta bulduğumuzdan kedilerin çokta yıkamaya ihtiyacı olmadığını bildiğimiz halde yıkadığımızdan olsa gerek banyoya girmiyor neyse ki... Koltukları cırmalıyor ama sanırım bir şekilde tekli koltuğu cırmalayabileceğini öğrettik, daha doğrusu onu gözden çıkardık :) Ankara kırması olduğu için sağır olma ihtimali varmış ama hala çözemedik, ya çok akıllı işine geldiğini duyuyor ya da biz öyle düşünüyoruz :) Bir de cam kapı açamaz olduk, camı açıyoruz hooop pervazda, balkonu açıyoruz hoop dışarda, atlama eğilimi yok aslında ama camın altını kediyle dolduruyor, biraz büyüsün çapkın olacak herhalde bizim kız :)
"Ayyy bakamıcaz galiba" diye ağlansakta, bir canlıyla birlikte olmak, bir hayvanı sahiplenmek, onunla ilgilenmek, oyun oynamak dünyanın en keyifli duygularından biriymiş. Umarım elinden gelen herkes bir hayvanı sahiplenir, ya da onlara yaşam alanı yaratabilir.
Not: Sahiplenebilir diyorum çünkü hayvan ticaretine karşıyım. Dışarda bakıma muhtaç bu kadar canlı varken ve onlara yardım edebilecekken milyonlar, milyarlar verip almak bana mantıklı gelmiyor.
27 Eylül 2013 Cuma
Teknoloji Başa Bela
Akıllı telefonlar, laptoplar, ipadler vs. teknolojik aletler geliştikçe bazı şeyler monotonlaşmadı mı? Yani efendim durun bir saniye hemen fotosunu çekmeliyim, hayır yemeğe başlamayalım şurada paylaşçam, ayyy hemen check-in yapalım, hatta cadde boyu check-in yapmaya devam edelim... Bu programların ve teknolojik aletlerin bir çoğunu kullansam da abartıyor muyuz bazen? Telefonları kurcalamaktan iki kelam edemez olduk sanki..
Belli başlı kişiler facebookuna bunu yüklemişin şekerim, ay geçende şuraya gitmişin falan demeye başlayınca yani birazcık özel hayatı takip etmenin ötesine taciz boyutuna varınca düşünmeden edemedim. Biz mi ortam yaratıyoruz, yani paylaşmak mı hata; kurcalamak mı.. Karar veremedim, rahatsız oldum.
Paylaşmamak bir yerde en iyisi sanırım. Biz mi çok abarttık?
19 Eylül 2013 Perşembe
Film : Menekşe'den Önce
Soner Yalçın'ın çekimlerine başladığı ancak kendisinin "odatv" operasyonunda tutuklanıp Silivri Cezaevine gönderilmesinden sonra arkadaşlarının tamamladığı "Menekşe'den Önce" filmi, 49. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivalinde "Toplumsal Vicdan Ödülü"nü kazanmıştır. Daha önce Ankara ve İstanbul'da özel gösterimlerle sınırlı sayıda izleyiciye ulaşan filmin sinemalarda yaygın gösterimi 20 eylülde başlıyor. 70 dakika süren bu belgesel fragmanıyla bile yürekleri burkmaya yetiyor. Zaman Aşımı ile unutturulmaya çalışan bu ayıbı sen unutma, unutturma.
Belgesele yapımcı olarak Halide Kurt imza atmış. Filmin müziği ise Fazıl Say'a ait. Ayrıca Güvenç Dağüstün, Burcu Uyar ve Cem Adrian da belgeseldeki şiirlerin seslendirilmesinde görev almış.
"Menekşe'den Önce" Sivas katliamını Menekşe'nin gözünden anlatıyor. Henüz dünyaya gelmeden Sivas katliamında 12 yaşındaki ağabeyi Koray ve 14 yaşındaki ablası Menekşe'yi yitirmiştir. Ailesi hayata tutanabilmek için 16 yıl sonra kendisini dünyaya getirir ve adını Menekşe koyar. Menekşe büyüdüğünde kıyımın izini sürer ve Madımakta meydana gelen olayları anlayabilmek için olayı yaşayan ailelerin izini sürer, onlarla görüşür; konuşur.
Etiketler:
belgesel,
burcu uyar,
cem adrian,
dizi&film,
fazıl say,
film,
fragman,
güvenç dağüstün,
halide kurt,
madımak oteli,
Menekşe'den önce,
müzik,
odatv,
sivas katliamı,
soner yalçın
18 Eylül 2013 Çarşamba
Haber : The Human Body Exhibition
İnsan vücudunun güzelliği ve altında yatan bilimle ziyaretçileri hayranlık içinde bırakmak, aydınlatmak ve eğitmek için hazırlanan "The Human Body Exhibition" sergisi 21 Eylül - 1 Aralık tarihlerinde İzmir de açılacak. İnsanın bilinmeyenlerini ortaya çıkaracak vücutlar Fuar Atlas Pavyonunda sergilenecek. Sergi boyunca gerçekleşecek eğitimlere ve seminerlere de katılabilirsiniz. Detaylı bilgi için : human body izmir
Yeni Dizi : Orange is The New Black
Tam bir dizi tutkunu olduğumu artık öğrenmişsinizdir. Yine bir "dizi buldum oleey be.." şeklinde sevinirken 2 günde bütün bölümlerini izleyip, 2. sezonunun 2014'te yayınlanacağını öğrendiğimde depresyona sürüklendim ama olsun.
Piper Kerman'ın Orange is The New Black : My Year in a Women's Prison adlı anılarından oluşan kitabının televizyon uyarlaması. (Bundan sonra yazılanlar diziyle ilgili ayrıntılı bilgi içeriyor olabilir, yok efendim şimdi bunu niye söyledin diye sitem etmeyiniz ben baştan uyardım. )
Dizi Piper Chapman'ın 10 yıl önce sevgilisi ile birlikte uyuşturucu taşıma işine girmesini ve bu yüzden tutklanmasına odaklanıyor. Piper işlerini yoluna koymuş tam da evlilik hazırlıkları yaparken 10 sene önceki suçu yüzünden tutuklanır. Bu onun için çok zor olacak bir süreçtir. Bir de hapishane de eski sevgilisi Alex'le karşılaşınca, işler daha da karışır.
Hapishane içerisindeki lezbiyenler, dindarlar, siyahiler, ispanyollar, beyazlar guruplarının içerisinde yer bulmakta zorlanan; diğerlerine göre ekonomik yönden şanslı olmasının dezavantajını yaşayan Chapman uyum sağlamakta bir hayli zorlanacak.
Diziyi izlenebilir ve eğlenceli kılan en önemli unsur tek bir karakter üzerine odaklanmaması. Gördüğünüz tüm karakterlerin hikayesini öğrenme ve onları tanıma imkanı buluyorsunuz ki bu durumda merakı canlı tutarak izlenilebilirliği arttırıyor.
Piper'ın hapishanede karşılaştığı eski sevgilisi Alex ikinci sezonda düzenli olarak yer almayacakmış. Açıkçası ben Alex'e pek ısınamamıştım, isabet olmuş diyebiliriz.
Larry (Jason Biggs) son zamanlarda hep benzer tarz da rollerle karşıma çıktığından olsa gerek ben pek ısınamadım. Tam bir ezik olduğunu düşündüğüm, Piper'ın hapishane de olmasından faydalanarak şu zamana kadar yazarlık adına hiçbir şey yapamamışken kariyer basamaklarını tırmanması ayrıca gıcık. Chapman (Taylor Schilling) yalnız kalamayan ve sürekli bir temasa, desteğe ihtiyaç duyan değişik bir karakter. Nişanlısının bir çok davranışını fazlasıyla hak ediyor kanımca.
Red, mutfağın vazgeçilmezi. Anaç tavırları, diktatör ve güçlü halleriyle bir hayli etkileyici. İspanyolları sevsem de 2. sezonda Red'in mutfağını devralması gerekiyor !
Dizi içerisinde en sevdiğim her çıktığında bolca güldüğüm bir karakter : Crayz eyes :) Neden kendisine deli göz diye hitap ettiklerini bir türlü anlayamayan değişik saçları, heyecanlı hareketleriyle kendisine gülmemek elde değil.
Sophia, istediği kişi olabilmek için uzunca bir müddet çabalamış büyük bedeller ödemiş ve bunun sonucunda oğlundan uzak kalmak zorunda kalmış bir karakter. Karısının onun mutluluğu için seçimlerini desteklemiş olmasına sevinsem de durumu bir hayli karışık.
Mr. Healy dizinin ilk bölümlerinde sevimli gibi gelse de yönetimdeki enterasan tarzı ve homofobik söylemleriyle oldukça sinir bozucu bir hal aldı. Hele ki son bölümdeki tavrı.. İşte çarçabuk izlemenin en kötü yanı uzun süre merak içerisinde bekleyecek olmak. Naptın sen Chapman?
Taystee, hapishane yani dizi içerisinde gördüğüm en sevimli, hayata bağlı eğlenceli karakter. Tahliye olduğunda fazlacana üzülmüştüm ama o da neyse ki dışarıya dayanamadı ve kendini bir şekilde içeri attırdı. En çok buna sevindim desem yeridir :)
Ne izlesem diye düşünüyorsanız, Orange is The New Black güzel bir tercih olabilir. İzlediyseniz veya izliyorsanız sizin yorumunuz ne, en sevdiğiniz karakter hangisi?
Etiketler:
alex,
book,
crayz eyes,
deli göz,
dizi izle,
dizi&film,
hapishane,
jason biggs,
mr. healy,
orange is the new black,
piper chapman,
piper kerman,
prison,
red,
serius,
sophia,
taylor schilling,
taystee
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)













.jpg)
.jpg)


.jpg)

