4 Ağustos 2013 Pazar

Olympos

  Yazın bunaltıcı sıcağında beton binalardan, insanlardan sıkılmışsanız; tatil ve tarihi gezi bir arada olsun istiyorsanız Olympos tam da size göre. Bungalowlardan oluşan birbirinden güzel pansiyonlarıyla doğayla iç içe olmanın huzurunu sürüyorsunuz. Plaja girmek ücretli(müzekart da kullanılabiliyor.) zira antik dönemden kalma eserler mevcut ve size yol boyunca bu kalıntılar eşlik ediyor. (Buna karşın ben ortamı biraz bakımsız buldum, günü birlikçilerin giriş için 5 lira normal kalanların ise giriş çıkış sayısana göre benzeri ücretler ödediği bir yerin daha bakımlı olması gerekirdi.)



                                                 Çamlık pansiyon



                                                 Kadir'in Ağaç Evleri


                                                    Vadi Pansiyon


 Olympos'ta hemen hemen her yerde bu tarz manzaralarla karşılaşmak mümkün ki bu durumda onu diğer tatil yörelerinden ayırıyor. (Olympos ruhu diye bir şey var azizim, eskiden genelde hippi tarzındaki insanların geldiği, çoğunluğun genç olduğu söyleniyor ve eski müdavimlerinden -kimle konuştuysam- olympos çok değişti 5-10 sene önce çok daha güzeldi gibi cümleler duydum. geç  keşfettiğime üzülmedim desem yalan olur.)
  

Deniz o kadar temiz ve duru ki... (tabi sahilde şezlong imkanıda olabilseydi daha keyifli olabilirdi)


Eskiden belirli bir bölgeye kadar araba girmezken şimdi girebiliyor olması bence en büyük sıkıntılardan biriydi. Ağaç evlerden oluşan şipşirin bir yerde en fazla bulunacak şey bisiklet olmalı bence.

 Denizin bittiği yerden hemen sonra dağlar başlıyor ve sahile yürüdüğün yol boyunca orman ve içerisinedeki tarihi kalıntılar var. Bu durumda ormanın içine dalıp kaybolarak bir şeyler bulmak çok keyifliydi. 






                                             Bir yusufçuk gördüm sanki!




Sahilde olmazsa olmazlardan... Bir solukta "Jerzy Kosinski - Boyalı Kuş" okudum, detaylarını yakında anlatçam. Bu sene gittiğim tatillerde gözlemlediğim; sahilde en çok Dan Brown "Cehennem" ve Ahmet Ümit kitaplarının okunuyor olmasıydı. Ahmet Ümit hiç okumamış biri olarak en kısa zamanda kendime bir kitabını almayı planlıyorum.


Kano ile gezinti, şehir içi bisiklet turu, tekne turu, dağlara tırmanmak yapmadan gitmeyecekleriniz arasında olsun. Olympos içerisinde çokta yapılabilcek şey olmadığından olsa gerek birazcıkta tembelliğe müsait halet-i ruhiyimden; tatil boyunca genelde çardaklarda uzanıp kitap okuyup, müzik dinlemeyi, bolca içmeyi tercih ettim. Ama genel anlamda gözlemlediğimse Olympos'u farklı kılan şeylerin en başında herkesin dost canlısı olması hiç tanımadığınız insanlarla bir yerden birşeyleri yakalayıp saatlerce konuşup, gülüşüp eğlenebilecek ortama sahip olmaktı sanırım. Günümüz bilmem kaç yıldızlı otellerde açık büfeydi, sınırsız içkiydi, animasyonlardı(hiç hoşlanamadığım şeylerden) derken kendimizi eğlendirmeye çalışmaktan çevreyi unutmamızın yanında insanlarla iç içe olup bir şeyleri paylaşabilmek gerçekten çok keyifli. Akşam çardaklarda yayılmaktan sıkıldığınızda gidip hoş müzikler dinleyebilceğiniz yerlerde mevcut tabi ki.. (eski-yeni, kaktüs, öküz uğrayabilceğiniz güzel mekanlardan.) 

  Gece belirli bir saatten sonra ancak sahile girilmesi, bir çok marketin yine belirli bir saatten sonra kapatılması bence sıkıntıydı. Bunun dışında nacizane tavsiyem pansiyonun sahile yakın olmasını tercih ediniz çünkü gişeden geçtikten sonra en az 1 km (tamam biraz abartmış olabilirim ama çokta yakın değil mesafe) yürümek durumunda kalıyorsunuz. Giderken pek sıkıntı olmasa da denizde hoplayıp zıpladıktan sonra dönüş yolu inanılmaz yorucu olabiliyor. 

  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme